Kayıtlar

Karmaşık

Resim
Sözler vardı içimde. Ne söylemek istediğini bilemeyen bir muhabbet kuşu gibiyim ya da gönülsüz yapılan yemeğin verdiği acı bir burukluk  Konuşsam hiç bir şey söylemeyeceğim,sussam hiç susmayacağım acı cümleler söyleyeceğim.  Herkes gibi gündelik telaşlar içinde kaybolurken herkes gibi olmak istemediğim günlerdeyim.  Doğum günümü yalnız ve sürprizsiz geçireceğimi bildiğim günlerde Ben tüm sevdiklerimin hatta artık hayatımda olmayan tüm sevmediklerimin bile doğum gününü uzaktan kutlarım. Var olmanın yok sayılmamanın mutluluğunu hep tatmalarını isterim. Ben hep yok sayılan taraf olmanın acısını bilen taraftayım belki de incinin değerini yalnız kuyumcu biliyor.  Kim bilir belki de kalbim tüm bu çirkinliklerin arasında yaşadığını hissetmek istiyor. Evrenin en ıssız saatlerinde gözlerimden öpülmesini istiyor. Bir sabah iyi ki varsın sesinin kulaklarımı sağır etmesini istiyor. Boynuma değecek bir nefes sesiyle irkilmek istiyor. Insan sevmekten çok sevilmek istiy...

Kim-se-siz

Resim
 Çok şey öğrendim geçen yıllar boyunca. Yangının ortasında yanmamayı, savaşın içinde silahsız kalmayı, denize düşüp sarılacak yılan bile bulamamayı. Güçlü ol bak her şey geçecek derken yolu yarılamayı. Bir yanım kalabalıklar içinde kalmak isterken bir yanım yetim bir çocuk gibi her akşam umutla babasının işten dönmesini bekliyor. Bir kenarda dökülen yaprakların sararmış hüznü var şimdi içimde. Fazla suya mahsur kalmış bir kaktüsün bıkkınlığı.  Keşke penceremin önüne konan güvercinin kanadına takılıp gidebilseydim uzak limanlara. Hiç bilmediğim bir memlekette bir ağaca ağaç demeyi bile unuturdum belki. Başka lisanlar arasında kaybolurdum. Şiirimin içine uygun bir kelime bulmak için beklerdim belki yıllarca Yahya Kemal Beyatlı gibi. Beklemek zaman gerektirmiyor gibi geliyor bazı zamanlar. Ne olacak sanki cebimden mi gidiyor? Canımdan gidiyor diyen şair misali. Beklediği şeyin ne olduğunu bilemiyor insan. Zaman en çok da keşke şu an benimle olsa dediği insanların yokl...

is

Resim
Ne olduğunu bilmediğim bir hissizlik yaşıyorum. Kumdan kalelerim dalgalara karışmış her biri zerreler halinde denizle sevişiyor gibi.  Her şeyin bir zamanı varmış da zaman denen mefhum hep çocukların bildiği gibiymiş sanki. Yatcaz kalkcaz düzelecek belki de içimizdeki koyu gri islerin oluşturduğu kasvet bulutları Belki de kendime karşı dürüst olmalıyım çünkü ortada bozuk bir şey de yok. Her şey o kadar yerli yerinde ki taşlardan birini yerinden çekince yerli yerinden oynayacak şeylerden korkuyoruz. Gelecek bir kum fırtınasınası var. Gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz aydınlığa... Kör karanlık gözlerimizi yakıyor. İçinde simlerin olduğu ışık huzmesi sarıyor o kör karanlığın içinde. İçeride ya da dışarıda ama bir yere ait.  Günlerin verdiği ızdırap git gide koca bir boşluğa bırakıyor yerini. Günün en işlek saatinde Cemal Süreya okumak istiyor bir yanım.Her gün aynı saatte aynı caddede aynı trafik ışığı altında karşılaşıyoruz. Kendimizi kaybettiğimiz yalnızlıklarla. Bugü...

Dönüyorum

Resim
Bu sabah da kelimelerimi kaybettim.  Aynadaki solgun yüzüme bakıp kendime "günaydın" diyemeden elime telefonu aldım. Sanki görülecek tek şey vardı da onu da wi-fi'yi kapatınca kaybetmiş gibi telaş içinde baktım telefona.  Çok şükür ki wi-fi 'i açınca kaçıracak bir şeyimin zaten olmadığını anladım. Bulduğumu sandığım şeyleri bile kaybetmiştim ne de olsa... Eskiden Kaybedenler kulübünü izleyip. "Merhaba sayın dinleyen " diye tirad attığım radyo günlerim geldi aklıma. İnsan insanın kopya kağıdı gibi ne de olsa.  "Diyardan diyara bir yol, yaz beni yarim yarim" dediğinde o şarkının yazıldığın yerde kalıp izlerinin başka bir kağıda çıkması gibi bir şey. Pestil olmuş bir kalbin içinde yeniden canlanmaya çalışıyorsun işte. İzlerin arka sayfada kalmış ve sen kuru bir mürekkeple yola devam ediyorsun. Küllerimi yağmur 'a savurup çamur olmak istediğim zamanlar var. Bu sabah fırtınada yürürken hafızamı kaybetsem silinmesini istediğim şeyler sili...

Saklı kaldım

Resim
Epeydir yoktum. Ben bazen yok olurum. Bazen bir sırça fanusun içine saklanırım. Bazen tazecik sevgililerin birbirlerinin parmak arasındaki boşlukları doldurduğu yerde olurum. Geçen gün de anahtar deliği içine gizlenmiştim. Kapı zilinin takılan yayı arasında ağlamışlığım çoktur mesela.Yıkılan bir evin duvarında ki son toz tanesi olduğum zamanlarda yok değil. Mutfak musluğundan sızan sular gibi boşalır yaşlar gözlerimden. Ama kimse gelip sarmaz beni. İşinin ehli ustanın sardığı bir keten gibi.Ben lahanaları da çok kıskanırım mesela, Birbirlerine sarım sarım sarmalanırlar. Karanlık bir gecelerde soğuk bir battaniyeye sarılırken lahana olmak isterim.  Bazen ıssız çöllerde tek başına yürüyen bir bedevi kadar yalnız olurum yüreğimin kurak topraklarında. Lambada titreyen alevin üşüdüğünü anlayan şair kadar incedir yüreğim. O da zaten aşk kağıda yazılmıyor deyip şiir yazmadı mı ? Adını gizlediği sevdiceğine Mihriban diyerek.  Perdeler arkasında saklanmak, maskeler arkasına saklanmak. ...

Gül 'ten Akın Anısına

Resim
S eni sevdim.  Seni birdenbire değil usul usul sevdim. Uyandım bir sabah değil, öyle değil.* Her akşam seni düşünerek sevdiğim yolları yürüyerek sevdim.  En sevdiğim şarkının nakaratını dinlerken gözlerimizin buluşma anını hayal ederek sevdim.  Saçlarımın sakallarına takılma ihtimalini düşünerek sevdim.   İçindeki küçük çocuğun elinden tutup parka götürmek istediğim zaman sevdim.  Bütün başarısızlıların ardından senin gibi iç geçirirken sevdim. Bütün mutsuzlukların arasında gülümsemeyi bilerek sevdim. Masallara inanmaya ikna etmediğin zamanlar sevdim.  Şiirleri küçük görmediğin, her birini dikkatli dinlediğin zaman sevdim.  Bir sabah yere düşen ekmeği öper gibi kutsal bir eda ile gözlerime baktığın zaman sevdim.  Her sey birdenbire oldu ama ben seni usul usul sevdim.  Hem her an ölüp gidecekmiş gibi. Hem de her an sol yanına mıhlanmış gibi.  Aydan Zıktopsakal @aydandunya - @ciceklisiirler1 *Gülten Akın 

Nasılım ?

Resim
Şiirde yaşamak. Şarkılarla avunmak.. Nasıl da farkında olmadan yaptığımız şeyler var. Bir sabah yalnız uyanmaya alışmışız gibiyiz hepimiz. Son zamanlarda yeni yollarda yürür oldum ; epey zamandır bekliyordum. Yürümeyi bırakın araba kullanmayı bile öğrenir oldum. Tabi debriaj ayarını tam yapamadığım için bir gün ders çıkışı eve gelip Orhan Pamuk 'un Masumiyet Müzesi Füsun'un Ehliyeti bölümünü yeniden okudum. Son zamanlarda şunu da fark ettim aslında. Olmayan bir dünyada yaşadığımı. Çarklar dönerken çarkın içinde olmamayı ve aynı zamanda bir o kadar da çarkın içinde olmayı. Burnumun ucundaki olayları görmediğimi.Hep iyi niyetli olduğumu ve kötülüklerin arasındaki en sakin duran ve bir o kadar da en sinsi tehlikeliyi göremediğimi. Bir zamanlar; ''Çok Masumsun hep böyle kal!'' denildiğinde ne demek istediklerini yeni anlıyorum galiba. Bu kızı yeniden büyütmeliyim Sezen Abla! bana yardım etsen çok iyi olur ama büyümeyi kendim başarmalıyım değil mi ? Büyümek kendi baş...

yo-(ğ)-rul -dum

Resim
Bir şeyi yaparken hiç bir şey yapmamanın yorgunluğunu yaşıyorum. Çok çalışmak isterken aynı zamanda tembellik yapmak mecburiyetinde kalmak gibi.  Bir yerlere geç kalmamak için erken çıkıyorum evden. Kahvaltı için vakit bulamayınca da aç kalıyorum kimi zaman. Ya da simidi cebime koyup ufak ufak parçalar halinde yiyorum. İnsan belli bir yaşa gelirken simidi bile ısırarak yiyemiyor.  Dondurma yemek sokak ortasında ayıp kaçıyor ne de olsa. Ölçüyü kaçırmak istemediğimiz için dar kalıplar altında eziliyoruz. Akşama kadar göbeğimizi daha iyi saklayabilmek için yüksek bel pantolon giyerek sindirim sistemlerimizi sıkıştırdığımızın farkında bile değiliz kimi zaman. Bazı insanlar, bazı duygular insanda hep sıkışma hissi uyandıyor. Eve gidip yorgunluklarını bir kenara bırakarak pijamalarını giymek istiyor insan. Yanında pijama giymişlik hissi ile zaman geçirdiği insanların yanında olmasını istiyor. Topuklu ayakkabıkarı bir kenara bırakıp terlik giymek istediği için "Terlikleri...

Hazan Mevsimi

Resim
  Fonda çalan şarkının değiştiğini hissetmeden saatler geçiyor.  Okuduğum kitapların satırlarında sıkışıp kalıyorum. Zihnim bu yorgun vücuda daha fazla dayanamamışçasına duraksama yaşıyor.  Yastıktan başımı kaldırmıyorum.  Rüyalar desen,ayrı bir dert oldu şimdilerde.  Takvimden birer birer azalıyor yeni yılın yaprakları. İçimden şehirler geçiyor,yollarında kayboluyorum.  Sokakları kalabalık.  İnsanları mutsuz.  Aynaya bakmadan uyanılmış sabahlar, Sütsüz sert kahveler, Ekmek almaya gitmekten sıkılmış çocuklar, Çemberlerinde çevrilirken kopmuş ipler, Balkona grileşmiş çamaşırlarını aşmaya çıkmış kısa saçlı kadının selamı var hazan bir sonbahar sabahında.  Aydan Zıktopsakal  Twitter :@aydandunya-@ciceklisiirler1 

Benimle Varolmak

Resim
Gözlerin benimle birlikte bütün dünyayı görmen için var.  Kulakların benim sesimle uyanıp benimle birlikte tüm yaşam seslerini duyman için var.  Burnun papatyaları koklayıp işten her döndüğünde yaptığım yemek kokularını hissetmen için var.  Dudakların dünyanın en güzel sözcükleri olmasa bile benim duyduğum en güzel sesleri söylemen için var.  Ellerin, ellerime kenetlenip saatlerce tutman için var. Ellerin diyorum Sevgilim öyle basit bir uzuv değil. Kimi zaman dünyanın en güzel şiirlerini yazan olman için, kimi zaman bir kedinin başını okşaman için var.  Kolların her yanı ile geniş bir çınar ağacını andıran duruşuyla beni sarman için var.  ••• Gözlerim diyorum Sevgilim gözlerim senden başkasını görmemek için var.  Kulaklarım ise sen sustuğunda seni duymak için var. Burnum gömleklerini ütülerken hissettiğim buhar kokusuna karışık teninin kokusunu duymak için var.  Dudaklarım seni incitecek hiç bir sözü söylememek için var.  Ellerim sen tutmak i...

Polyannaya Mektup

Resim
      Polyanna !     Sana bu mektubu kalbinin yerini unutmuş biri olarak yazıyorum.Tüm ezberleri bozulmuş, yeni öğrendiği şeyler eski öğrenilenleri bir çırpıda karalanmış biri olarak. İnsanın tüm ezberleri bozulduğu zaman, içinde boğulan hisler bir gemiye binip uzaklara giderken, arkasından koşmak,dur! gitme!diye bağırmak isterken ,kocaman kayaların altında ezilen biri olarak yazıyorum. Bu hissi çok iyi bilirim de sana nasıl anlatabilirim.Anlatmak da yetmezki kimi zaman. Anlatmak diyip geçmemek lazım.Hangimiz biliyoruz ki en yakınımızın içindeki derin kuyuları,karanlık dehlizleri.Başkalarının hayatını gözetlemekten kendi hayatımıza sıra bile gelmiyor ki. Hangi gün doğru düzgün oturup içimizi açtık ki birbirimize. Gökyüzüne bakmaya bile fırsat bulamıyoruz.Sabahattin ali şöyle demiyor mu ? 'Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa ,''Dünyada neler gördünüz?''dese herakde verecek cevap bulamayız.Koşmaktan görmeye vakit olmuyor ki...' Koşmak dedim de aklıma geld...

Kör&Düğüm

Resim
  Nerden başlanır bilemiyorki insan ! Uzun zamandır içinde biriktirmeye fırsat bulamadığı duygular olunca ; kendini dağınık bir oda, yırtık bir valiz ya da yağmurda ıslanan kitap gibi çaresiz hissediyor çoğu zaman. Bir yerlere ait olmak istiyor. Ya da kim bilir ? Ruhunu gömdüğü yer hala belli didem'in-Madak-dediği gibi... Bazen okuğun ve bitiremediğin ve asla bitiremeyeceğin bir şiir kitabı ayna görevi gösterebiliyor. Dizelerin içinde yaşayan canlı duyguları hissebiliyor insan. Belki de birazdan bir fotoğraf karesinden çıkagelecek duygulara sahip olduğumuzu kimseye anlatmadan devam ediyoruz hayatımıza Bazen diyorum ki : başka yer ve zaman olsa her şey bambaşka olabirmiydi?  bazen demiyorum haydi itiraf edelim çoğu zaman diyorum. Geçen gün Freud'un itiraflar hakkında söylediği bir şey aklıma geldi.''Aslında itiraf edilen şey asıl söylenmek istenen değilmiş.Yani asıl söylenmek istenen şeyin arkasında başka itiraf edilesi şeylerde varmış.'' Buna dayanarak şöyle de ...

Kalbim

Resim
Kalbimin en doğusu, güneşe el sallayan bir çocuktu. Kalbimi en batısıysa önündeki patates kızartmasına ketçap sıkarken göz ucuyla babasının yeni aldığı kol saatine bakış atan bir çocuktu. Offf hafta sonu etüt vardı.  ... Hayat neden böyle zalim diye düşündü kalbimin en doğusundaki çocuk. Güneş neden bu kadar sıcak ve yakıcı. Gölgeler sadece öğleyin mi kısa olur?  Ağaçlar da yoksa bizim gibi nefes alabiliyorlar mı?  Lavabonun deliğinin atında küçük karınca ailesi yaşıyor mu?  Acaba suyu her açtığımda kovalarına suyu dolduruyorlarmıydı ? Babam bu akşam işten gelin gelince anneme kızmasa bari... Sahi?  Ben ne zaman okula gideceğimi diğerleri gibi.  ... Kalbimin en batısındaki çocuk mart ayında çilek isterim diye tepindi. Annesi süper marketleri gezip çilek aradı. Sonunda da buldu. İyi ki süpermarketler var da arabayı koyacak yer bulabiliyoruz diye düşündü. Trafik ışıkların...

Gök'adın

Resim
Bazı kadınlar gecenin en ince yerinde yeniden güç bulurlar. Yeniden sebep ararlar yaşamak için ve sabah her şeye yeniden başlamak için. Fonda çalan şarkının ucuz melodilerine kendilerini kaptırırlar. Camın kenarından lacivertin elli tonu olan gökyüzüne bakarlar. Maviyi huy edinmeye çalışır siyahı ruh eden bu kadınlar. Belki sevdiği insanlar mışıl mışıl uyudukları için kirpiği kirpiğne değmeden onları korumak için beklerler. Kim bilir belki de el ayak çekilince ortadan yaşadıklarını anlarlar. “Herkes yokken biz oluruz. Biz uyumayalım.” diyen şair misali; kendileri olmak için uyumazlar kim bilir. Belki de o şarkıdaki gibidir. Ha, ne dersin? “Yanındayken kolay elbet, sen olmadan uyunmuyor. ” yok yok,  bunların hepsi bahane bile olabilir. Kendimizi kandırdığımız kadar kimseyi kandırmıyoruz değil mi?  …Sonuçta hepimiz insaniz. Aciziz, Muhtacız.  Ah Muhsin ünlü ‘nün sözünü tutup bırakıyorum bu muhteşem ayaklarını. Ben buyum işte abicim. Neysem oyum!  A...

Karmakarışık

Resim
Bir şeylerin değerini kaybetmesi durumu.... Bazen başıma gelen şeylerin başkalarının hayatının deneme sürümü olduğunu düşünüyorum. Elimden bir şeyler yapmak gelirken, içimden hiç bir şey gelmiyor. Yorgun bir savaşçı gibi hissediyorum kendimi. Bazen de çeşnici başı gibi... Çekmem gereken acıları çekmek için yaratılmış gibi.  Bazen de hiç çalmayan o şarkı,  Veda busesi... Gitmem gereken yolların trafik ışıkları hep kırmızı yanıyor hissi. Tam yolla çıkacakken bir aksilik olmuş gibi. Aslında aksilik kendi ruhummuş gibi.  Kendimizi bulmak uğruna ne kadar da kaybediyoruz.  Kimselere bir şey söylemeden ne çok konuşuyoruz. Ne kadar göz önündeysek o kadar gizli değil miyiz? Çığlık atarak susmuyor muyuz?  İçimizin dehlizlerinde boğulmak bize iyi gelmiyor mu?  Hadi itiraf edelim. Biz huzursuz ruha alışkın ama aynı zamanda ondan şikayetçi insanlar değil miyiz?  Her şeyin en iyisini hakettiğimizi düşünüp o kadar da mükemmele yakın olm...

af'edilemez

Resim
Tutunmak... Ne tuhaf bir kelime, Oğuz Atay'ın dilimize kazandırdığı bir kelime bence.Mâlum dizi ile kullanım alanlarımızı arttırdığımızı düşünüyorum. Uzun süredir bir çoğumuz tutunmaya çalışıyoruz. Şiirlere,kitaplara, sevdiklerimize, en çok da hayata.. Tutunmaya değecek olan şeyler o kadar azaldı ki ! Saygı,sevgi,hoş görü, aşk, iyilik,tebessüm,yufka yürekler yerini kıymalı böreklere bıraktı. Yani uzun lafın kısası belki de bazı zamanlar uzun lafın kısası olmamasında güzellikler gizliydi. O nasihatler , birlik ve beraberlik duygusundan yoksun kalmak,bu hâle getirdi bizi. Babaannemizden ayrı bir evde çekirdek hayatın bize verdiği rahatlık kavramı ile unuttuk değerlerimizi. Mâlum gelin kaynana programları ile öğrendik babamızın annesini adının kaynana olduğunu ya da gittiğimiz düğünlerde çalan şarkıdaki kuyruklu yılanın kaynana olduğunu söylediler hepimize, biz de sesimizi çıkarmadan gülerek oynadık. Aile birliğine tutunmayı da öğrenemedik. Onu seven karısını unuttu adam...

Her şey geçti

Resim
Sevdiğin bir çok şey olabilir şu dünyada. Bir çok şarkıcı, bir çok kitap, bir çok edebiyatçı, Bir çok meyve, bir çok insan.... Ama sen onca şarkının arasında yalnızca birini seçer ve seversen;ve bu bir tek şeyi sevdiğini söylersen insanlar senin şarkını duydukları zaman:''Aa bu onun şarkısı !''derler. Ya da'' 'Sen seversin diye düşündüm.''cümleleri artar. Sonra bunun üzerinde düşündüm. Ölmüş yakınlarımın söylediklerini sözler beynimin içinde uğuldamaya başladı. Dinledikleri bir şarkı meselâ babaannem ve dedemin şarkısı, hemen aklıma geldi. '' Yeşil ördek gibi daldım göllere,   Sen düşürdün beni,dilden dillere,   Başımı alıp gidem,gurbet ellere,   Ne sen beni unut, ne de ben seni...'' Gurbete çalışmaya giden eşine mektubunda böyle seslenmişti babaannem. Tomris'e her doğum gününde mektup yazan Edip Cansever gibi belki de... Uzakta olan dokunulmayan duygulara olan özlem gibi. Canının bir parçası gibi. Anısı olan şey...

Yalnız mı? Yanlız mı?

Resim
Bazen hayatta yalnız olduğumu düşündüğüm zamanlar oluyor. Yalnız ve kimsesiz değil. Kalabalık ve yalnız. Söylediğim milyonlarca kelime dinlediğim milyarlarca sözcüğün yokluğu değil beni yalnız hissettiren. Beni yalnız hissettiren şey kalbimden geçenleri süzgeçten geçirmeden anlatmak ya da anlatmadan anlaşmak. Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek derken yanılmayan zarif şair. Kalp söyler dil susar. İnsanın dili lâl olur yalnızken. Saat bile bir başka tıkırdar kimsesizlikte. Yan komşunun sesi daha net duyulur sessizlikte, merdivendeki terlik sesi. Birisi anahtarı çıkardı şimdi kapıyı açacak. Bitti mi yalnızlık? Hayır sadece bölündü.  Yalnızlık paylaşılmaz! Paylaşılırsa yalnızlık olmaz diyor. Lavinia'nın şairi Özdemir Asaf.  Ah şu yalnızlık ne yana dönsen kemik gibi batar. Saçlarını yastığa serince dokunacak bir elin yokluğunu insan tam bu saatler arıyor . Bir sabah uyandığımda yastığımın ucunda papatyalarla uyanmayacaksam şiir neden var olsun. "Ayağın...

Selvi Boylum Al Yazmalım

Resim
"Birini çok sevmek gibiyim." Öyle söylüyor; Didem Madak. "Çok sevmeyeceksin meselâ o daha az severse kırılırsın." diyor başka bir şair. "Sevmek rezilce, korkuludur. "İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur." diyor Atilla İlhan. "Sevdim. Çünkü ben kalbiyle sevenler zümresindenim." diyor.Nazan Bekiroğlu. "Sevgi neydi? " "Sevgi Emekti." diyor asya ,ondan vazgeçen ilyastan vazgeçerken. Sahi sevgi neydi? Selvi Boylum Al yazmalım. Filmi ilk izlediğimde tahminen on iki yaşındaydım. Ergenliğin verdiği o tuhaf hislerle asya'ya ilyası seçmediği için kızmış ve kırılmıştım. O yaşlarda sevgiyi kavuşmak zannediyordum ne de olsa. Hasreti yok sayıp vuslata yürümek mutluluk getiriyordu belki de. Asya'ya öyle küstüm ki filmi yıllarca açıp izlemedim. Daha sonra büyüdüm. Bir kez daha açıp izlemeye karar verdim. Bu kez asyaya olan kızgınlığım yerini, ilyasa olan kızgınlığıma bıraktı. Asya'ya sadece kırıldım. İçim ezildi....

Ölüme yaşamak

Resim
Bu sabah kursta not almak için yanıma aldığım ajandamın sayfaları arasında boş yer ararken bir alıntı ile karşılaştım. Alıntı; Bilge karasuya aitti ve şöyle yazıyordu :  " Yaşamak bir noktadan sonra ne kadar yineleyici oluyor. " Bir an o noktayı düşündüm. Hayata ilk geldigim andan beri ağladım, güldüm, çaba harcadım, sevdim, sevildim,hem sevip hem nefret ettim, sadece nefret ettim, hayal kurdum,hayal kırıklığına uğradım,hayal kurmamaya başladım. Kurduğum hayallerde mantık aradım. Hata yaptım, yanıldım.  Düştüm kalktım. Kalkamadım uzanacak bir el aradım. Kimseyi bulamadım yalnız kaldım. Kendimle vakit geçirmeyi öğrendim. Kendimle beraber kendime karşı mücadele vermeye çalıştım. Bütün bunlar aslında çok heyecanlı olmadı tabi. Acılı, ızdıraplı, sancılı, buruk, kırık, zamanlardı. Bu zamanlarda bir çok şeye olan inancımı, sevgimi ve çabamı da kaybettim. Keşke sadece bunlar olsaydı dediğim zamanlarda da oldu. Yanımda olduğunu sandığım bazı insanları da kaybettim. Kurtuldum...