is




Ne olduğunu bilmediğim bir hissizlik yaşıyorum. Kumdan kalelerim dalgalara karışmış her biri zerreler halinde denizle sevişiyor gibi. 

Her şeyin bir zamanı varmış da zaman denen mefhum hep çocukların bildiği gibiymiş sanki. Yatcaz kalkcaz düzelecek belki de içimizdeki koyu gri islerin oluşturduğu kasvet bulutları
Belki de kendime karşı dürüst olmalıyım çünkü ortada bozuk bir şey de yok. Her şey o kadar yerli yerinde ki taşlardan birini yerinden çekince yerli yerinden oynayacak şeylerden korkuyoruz. Gelecek bir kum fırtınasınası var. Gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz aydınlığa...
Kör karanlık gözlerimizi yakıyor. İçinde simlerin olduğu ışık huzmesi sarıyor o kör karanlığın içinde. İçeride ya da dışarıda ama bir yere ait. 
Günlerin verdiği ızdırap git gide koca bir boşluğa bırakıyor yerini. Günün en işlek saatinde Cemal Süreya okumak istiyor bir yanım.Her gün aynı saatte aynı caddede aynı trafik ışığı altında karşılaşıyoruz. Kendimizi kaybettiğimiz yalnızlıklarla. Bugün erken gitmiş olmalı diyorum ya da ben geç kalınca o da geç kalıyor 6.45 vapuruna.
Bilmiyorum kim kimi bekliyor bu yalnızlar treninde. Artık zamansızım, mekânsızım ait değilim içinde cıvıl cıvıl sesler gelen o parlak kafeslere. Ait değilim tenimin değdiği o parlak kıyafetlere.Her sabah sırları dökülen aynada gördüğüm solgun yüze. 

Birgün karanlıkların içinde yürümeyi öğrenmenin zorluğunu çekmeyi ben de bırakacağımdan korkuyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yo-(ğ)-rul -dum

Gök'adın

Sersem