Kayıtlar

Kalbim

Resim
Kalbimin en doğusu, güneşe el sallayan bir çocuktu. Kalbimi en batısıysa önündeki patates kızartmasına ketçap sıkarken göz ucuyla babasının yeni aldığı kol saatine bakış atan bir çocuktu. Offf hafta sonu etüt vardı.  ... Hayat neden böyle zalim diye düşündü kalbimin en doğusundaki çocuk. Güneş neden bu kadar sıcak ve yakıcı. Gölgeler sadece öğleyin mi kısa olur?  Ağaçlar da yoksa bizim gibi nefes alabiliyorlar mı?  Lavabonun deliğinin atında küçük karınca ailesi yaşıyor mu?  Acaba suyu her açtığımda kovalarına suyu dolduruyorlarmıydı ? Babam bu akşam işten gelin gelince anneme kızmasa bari... Sahi?  Ben ne zaman okula gideceğimi diğerleri gibi.  ... Kalbimin en batısındaki çocuk mart ayında çilek isterim diye tepindi. Annesi süper marketleri gezip çilek aradı. Sonunda da buldu. İyi ki süpermarketler var da arabayı koyacak yer bulabiliyoruz diye düşündü. Trafik ışıkların...

Gök'adın

Resim
Bazı kadınlar gecenin en ince yerinde yeniden güç bulurlar. Yeniden sebep ararlar yaşamak için ve sabah her şeye yeniden başlamak için. Fonda çalan şarkının ucuz melodilerine kendilerini kaptırırlar. Camın kenarından lacivertin elli tonu olan gökyüzüne bakarlar. Maviyi huy edinmeye çalışır siyahı ruh eden bu kadınlar. Belki sevdiği insanlar mışıl mışıl uyudukları için kirpiği kirpiğne değmeden onları korumak için beklerler. Kim bilir belki de el ayak çekilince ortadan yaşadıklarını anlarlar. “Herkes yokken biz oluruz. Biz uyumayalım.” diyen şair misali; kendileri olmak için uyumazlar kim bilir. Belki de o şarkıdaki gibidir. Ha, ne dersin? “Yanındayken kolay elbet, sen olmadan uyunmuyor. ” yok yok,  bunların hepsi bahane bile olabilir. Kendimizi kandırdığımız kadar kimseyi kandırmıyoruz değil mi?  …Sonuçta hepimiz insaniz. Aciziz, Muhtacız.  Ah Muhsin ünlü ‘nün sözünü tutup bırakıyorum bu muhteşem ayaklarını. Ben buyum işte abicim. Neysem oyum!  A...

Karmakarışık

Resim
Bir şeylerin değerini kaybetmesi durumu.... Bazen başıma gelen şeylerin başkalarının hayatının deneme sürümü olduğunu düşünüyorum. Elimden bir şeyler yapmak gelirken, içimden hiç bir şey gelmiyor. Yorgun bir savaşçı gibi hissediyorum kendimi. Bazen de çeşnici başı gibi... Çekmem gereken acıları çekmek için yaratılmış gibi.  Bazen de hiç çalmayan o şarkı,  Veda busesi... Gitmem gereken yolların trafik ışıkları hep kırmızı yanıyor hissi. Tam yolla çıkacakken bir aksilik olmuş gibi. Aslında aksilik kendi ruhummuş gibi.  Kendimizi bulmak uğruna ne kadar da kaybediyoruz.  Kimselere bir şey söylemeden ne çok konuşuyoruz. Ne kadar göz önündeysek o kadar gizli değil miyiz? Çığlık atarak susmuyor muyuz?  İçimizin dehlizlerinde boğulmak bize iyi gelmiyor mu?  Hadi itiraf edelim. Biz huzursuz ruha alışkın ama aynı zamanda ondan şikayetçi insanlar değil miyiz?  Her şeyin en iyisini hakettiğimizi düşünüp o kadar da mükemmele yakın olm...

af'edilemez

Resim
Tutunmak... Ne tuhaf bir kelime, Oğuz Atay'ın dilimize kazandırdığı bir kelime bence.Mâlum dizi ile kullanım alanlarımızı arttırdığımızı düşünüyorum. Uzun süredir bir çoğumuz tutunmaya çalışıyoruz. Şiirlere,kitaplara, sevdiklerimize, en çok da hayata.. Tutunmaya değecek olan şeyler o kadar azaldı ki ! Saygı,sevgi,hoş görü, aşk, iyilik,tebessüm,yufka yürekler yerini kıymalı böreklere bıraktı. Yani uzun lafın kısası belki de bazı zamanlar uzun lafın kısası olmamasında güzellikler gizliydi. O nasihatler , birlik ve beraberlik duygusundan yoksun kalmak,bu hâle getirdi bizi. Babaannemizden ayrı bir evde çekirdek hayatın bize verdiği rahatlık kavramı ile unuttuk değerlerimizi. Mâlum gelin kaynana programları ile öğrendik babamızın annesini adının kaynana olduğunu ya da gittiğimiz düğünlerde çalan şarkıdaki kuyruklu yılanın kaynana olduğunu söylediler hepimize, biz de sesimizi çıkarmadan gülerek oynadık. Aile birliğine tutunmayı da öğrenemedik. Onu seven karısını unuttu adam...

Her şey geçti

Resim
Sevdiğin bir çok şey olabilir şu dünyada. Bir çok şarkıcı, bir çok kitap, bir çok edebiyatçı, Bir çok meyve, bir çok insan.... Ama sen onca şarkının arasında yalnızca birini seçer ve seversen;ve bu bir tek şeyi sevdiğini söylersen insanlar senin şarkını duydukları zaman:''Aa bu onun şarkısı !''derler. Ya da'' 'Sen seversin diye düşündüm.''cümleleri artar. Sonra bunun üzerinde düşündüm. Ölmüş yakınlarımın söylediklerini sözler beynimin içinde uğuldamaya başladı. Dinledikleri bir şarkı meselâ babaannem ve dedemin şarkısı, hemen aklıma geldi. '' Yeşil ördek gibi daldım göllere,   Sen düşürdün beni,dilden dillere,   Başımı alıp gidem,gurbet ellere,   Ne sen beni unut, ne de ben seni...'' Gurbete çalışmaya giden eşine mektubunda böyle seslenmişti babaannem. Tomris'e her doğum gününde mektup yazan Edip Cansever gibi belki de... Uzakta olan dokunulmayan duygulara olan özlem gibi. Canının bir parçası gibi. Anısı olan şey...

Yalnız mı? Yanlız mı?

Resim
Bazen hayatta yalnız olduğumu düşündüğüm zamanlar oluyor. Yalnız ve kimsesiz değil. Kalabalık ve yalnız. Söylediğim milyonlarca kelime dinlediğim milyarlarca sözcüğün yokluğu değil beni yalnız hissettiren. Beni yalnız hissettiren şey kalbimden geçenleri süzgeçten geçirmeden anlatmak ya da anlatmadan anlaşmak. Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek derken yanılmayan zarif şair. Kalp söyler dil susar. İnsanın dili lâl olur yalnızken. Saat bile bir başka tıkırdar kimsesizlikte. Yan komşunun sesi daha net duyulur sessizlikte, merdivendeki terlik sesi. Birisi anahtarı çıkardı şimdi kapıyı açacak. Bitti mi yalnızlık? Hayır sadece bölündü.  Yalnızlık paylaşılmaz! Paylaşılırsa yalnızlık olmaz diyor. Lavinia'nın şairi Özdemir Asaf.  Ah şu yalnızlık ne yana dönsen kemik gibi batar. Saçlarını yastığa serince dokunacak bir elin yokluğunu insan tam bu saatler arıyor . Bir sabah uyandığımda yastığımın ucunda papatyalarla uyanmayacaksam şiir neden var olsun. "Ayağın...

Selvi Boylum Al Yazmalım

Resim
"Birini çok sevmek gibiyim." Öyle söylüyor; Didem Madak. "Çok sevmeyeceksin meselâ o daha az severse kırılırsın." diyor başka bir şair. "Sevmek rezilce, korkuludur. "İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur." diyor Atilla İlhan. "Sevdim. Çünkü ben kalbiyle sevenler zümresindenim." diyor.Nazan Bekiroğlu. "Sevgi neydi? " "Sevgi Emekti." diyor asya ,ondan vazgeçen ilyastan vazgeçerken. Sahi sevgi neydi? Selvi Boylum Al yazmalım. Filmi ilk izlediğimde tahminen on iki yaşındaydım. Ergenliğin verdiği o tuhaf hislerle asya'ya ilyası seçmediği için kızmış ve kırılmıştım. O yaşlarda sevgiyi kavuşmak zannediyordum ne de olsa. Hasreti yok sayıp vuslata yürümek mutluluk getiriyordu belki de. Asya'ya öyle küstüm ki filmi yıllarca açıp izlemedim. Daha sonra büyüdüm. Bir kez daha açıp izlemeye karar verdim. Bu kez asyaya olan kızgınlığım yerini, ilyasa olan kızgınlığıma bıraktı. Asya'ya sadece kırıldım. İçim ezildi....

Ölüme yaşamak

Resim
Bu sabah kursta not almak için yanıma aldığım ajandamın sayfaları arasında boş yer ararken bir alıntı ile karşılaştım. Alıntı; Bilge karasuya aitti ve şöyle yazıyordu :  " Yaşamak bir noktadan sonra ne kadar yineleyici oluyor. " Bir an o noktayı düşündüm. Hayata ilk geldigim andan beri ağladım, güldüm, çaba harcadım, sevdim, sevildim,hem sevip hem nefret ettim, sadece nefret ettim, hayal kurdum,hayal kırıklığına uğradım,hayal kurmamaya başladım. Kurduğum hayallerde mantık aradım. Hata yaptım, yanıldım.  Düştüm kalktım. Kalkamadım uzanacak bir el aradım. Kimseyi bulamadım yalnız kaldım. Kendimle vakit geçirmeyi öğrendim. Kendimle beraber kendime karşı mücadele vermeye çalıştım. Bütün bunlar aslında çok heyecanlı olmadı tabi. Acılı, ızdıraplı, sancılı, buruk, kırık, zamanlardı. Bu zamanlarda bir çok şeye olan inancımı, sevgimi ve çabamı da kaybettim. Keşke sadece bunlar olsaydı dediğim zamanlarda da oldu. Yanımda olduğunu sandığım bazı insanları da kaybettim. Kurtuldum...

Kendi kendime

Resim
Susmanın kalesine sığınıyorum. Susarak çığlık atılacağını öğrendiğim zaman yaşım hayli büyüktü. Derdimi anlatacak, sesimin tonundan,içimin acısını anlayacak kimse olmadığı zaman susmuştum.  Söyleyecek kelimelerim tükendiğinde de susmuştum. Söyleyeceklerimin hiç tükenmeyeceğini düşündüğüm bir kaç anda da susmuştum. Acılar bu yüzden dilsiz. Dilsiz olduğu zamanlarda sağır. Başkalarına sağır olurken kendi vicdanının kulaklarını da tıkar insan. Sana bir sır vereyim mi?  Kimse senin derdinle üzülmez. Herkes o dert kendi başına gelmediği için sevinir. Burada en yakın sandıklarının egosu devreye girer işte. Ben demiştimler, yapmasaydınlara döner her zaman iş. Bazı insanlar hata yaptıktan sonra gülüp geçiyor, bazıları hatalara takılıp kalıyor, bazıları hata yapmayı lüks kabul ediyor. Bazıları da yaptığı hataların bedelini ağır ödüyor. Bazıları hatasını hiç kabul etmiyor. Bazıları kendisinin olmayan hataları bile üzerine alıyor. Herkes akıl, irade, vicdan sahibi bazılarında merhamet...

Son'un başlangıcı

Resim
Yeniden başlasam! Bu sefer korkmadan! Yeniden başlamak için zaten korkmamak gerekiyor. Yeniden başlamaya gücü olmayan insanlar zaten yaşayamıyor. Hayat bu değil mi zaten? Sürekli yeniden başlama çabası. Batan her gün yeniden canlanıyor. Ve yeniden güneş yerini ay'a bırakıyor. Yeniden başlıyor aslında her gece. Her bitiş yeniden başlangıçsa eğer; her yeniden başlangıçta bitişe bir adım daha yaklaşmak aslında. Dünyada biten çok şey var. Ama bazı şeyler bitmiyor. Sevgi gibi, aşk gibi, vefa gibi, dostluk gibi.. Paylaştıkça çoğalıyor. Paylaştıkça azalan bir şey görmedim aslında ben ömrümde. Sadece bir takım azaldı sandıklarımız var. Yanılgılarımız, yandıklarımız, yangınlarımız. Hayat çok acımasız, karşımıza kimlerin çıkacağını bilmeden,başımıza neler geleceğini bilmeden yaşıyoruz.Bazen hayata geç kalmış gibi hissediyorum ama sağlam basmadığın hayata ne kadar geç kalabilirsin ki? Hem geç gelen şeyler daima kıymetli oluyor. Erişilmesi zor şeylerin daima ilgi çekici olduğu gib...

Gök yüzü

Resim
Sen hiç içinde yolculuk yaptın mı?  Yani kendine olan bir yolculuktan bahsediyorum. Yanına hiç bir eşya ya da hiçbir kimseyi almadan yaptığın yolculuktan. Valiz dahi hazırlamadan yaptığın yolculukta ağır yüklerle ilerlemekten bahsediyorum. Omuzlarına yüklenen yükler kadar ağır. O küçücük kalpte kendi ağırlığının bilmem kaç katını taşımasından bahsediyorum.  Kimseye söyleyemeden içinde taşıdıklarından. İçinde birikerek küçük küçük bölünen binlerce duygudan. Acaba ne hissediyorum?  diye düşünüp cevap verememek ne kadar zordur. Hissettiği her şeye bir ad koymaya bayılır insan.  Kendini tanıyamadığı için de hissettiklerine isim bulamaz. Belki de bu yüzden yaşadıklarına anlam veremez. "Ben aşkı hayattan çok ölüme benzetirim. Ve insan bir kere ölür."diyen Alper Canıgüz 'ün söylediklerini düşünüp "Ömrümde hiç aşık oldum mu?" diye düşünen insan! Belki de sen hiç aşık olmadın. Sen birine yalnızca kalbini verdin. Ama o sana kendi bencilliğinden başka ne verdi ki? Ey...

Sen benim şarkılarımsın

Resim
Dilime dolanan bir şarkıyla başladım güne. Bu şarkıya da gece izlediğim diziden takıldım. Hayat böyle değil midir?  İçimizde kalan bir yerlerden gelip dilimize, kalbimize dolanan anı olmaya hazırlanan güzel ya da kötü zaman kırıntıları. Şöyle diyordu şarkıda;  "Geçmiş değil, bugün gibi yaşıyorum hâlâ seni. " Her an içinde taşımak, her an yanında hissetmek, her an yanında istemek. Geçmişte olmuş ama geçmemiş. Sezen Aksu buna: ''Ne zaman ki güzel bir şey görürüm sensiz içime sinmiyor.''diyor.Ah o bizim keşkelerimiz yok mu?  Keşke söylemeseydim. Keşke onu yapmasaydım. O zaman da içimiz de taşır mıydık? O zaman da geçmiş olmazdı da birlikte yaşarmıydık?  Hatıralarla yaşamak çok zor. Neşet baba "her an gözümde perdesin, nere baksam sen ordasın! " diyor. Güzel leyla'sına. Leyla her ne kadar ne söylesem boşa leylam dedirterek tüm gemileri yakmış olsa da... Anılar yakılamıyor, Anılar yıkılamıyor. Bir akşamüstü, bir sahil meyhanesinde, bir sigara ...

Seni çok Özledim Didem!

Resim
          Ah dedim sonra ah... ''Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA'' diyerek başladı. Didem... Ah demeye, Ah etmeye, içindeki Ah' ları gün yüzüne çıkartmaya. Çocuktu mavi saçlı bir tanrı gibi severdi burdur gölünü o göl şimdi içinde kocaman bir anne ölüsü.Olmayan çayları olmayan fincanlarda içmişti kardeşi Işılla.Siyah papyonlu olurdu mutlaka resim defterindeki damat. Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar,sonra büyüdü,içi ezildi geçen gün geçen ay! Yapıştırsa da parçalarını hayatının su sızdırıyordu çatlaklarından.Karnabahar kızartmıyordu asla başroldeki kadınlar. Evden kaçışının pembe spor ayakkabılarıyla bir bodrum kat kızı oldu bayım.Siz aşktan anlamadınız.Aşkı aşk bildi yalnız.Güzin ablası kitaplar olan bir kız oldu.İçi sıkılmasa tek bir satır bile okumazdı. İçi o kadar çok sıkıldı ki çok kitap okudu. Kaybolmak istedi bir zamanlar, Kapının arkasında yokum dedi. Bulamadılar onu iç bir hayatın ortasında.Aşık oldu gözleri b...